Merhaba herkese!!
Güney Kore gezimdeki tecrübelerimi sizlere anlatmadan önce bana neredeyse her gün gelen sorulara cevaplarımı ve gezi öncesi yaşadıklarımı bu yazımda anlatacağım :)
Bana sorulan soruların bazıları şöyleydi ( bu soruları sadece Türkler sormuyor :D ) :
-Marmara Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği mezunu biri olarak nasıl Korece Öğretmenliği yapıyorsun?
-Kaç yılda bu dili öğrendin?
-Kore'ye gittin mi?
-Kore'ye gitmeden bunları nasıl bilebilirsin?
-Söylesene kuzum neden Kore? ( hahaha en çok bu soru beni zorluyor)
-Başka dil mi yoktu neden Korece? ( Not: Ben başka diller de bilmeme rağmen bu sorunun gelmesine anlam veremiyorum )
-Sen de mi dizi izliyorsun?
-Korece biliyorsan Çinlilerle de anlaşabiliyorsun yani ve Japonlarla? ( Tanımlanamadı!! Kkkk .Benim koptuğum an,bu soruya yorum yapamayacağım bile )
.......ve daha birçok güldüren,ağlatan,zorlayan,düşündüren çeşit çeşit sorular yağmurum var :) Bu yazıda bunların hepsini cevaplamayacağım ama genel itibariyle kendim hakkımda bilgi versem bile bu size Kore hakkında bilgi vermek için olacak,yani öyle umuyorum ^^
Kore'ye ilgim nasıl başladı? kısmından başlayalım o halde...Hani o herkesin diziyle mi başladı sorusu varya ...Aslında ben de çok net hatırlamıyorum tam nerede nasıl başladı ne zamandı? Utançla söylemeliyim ki Üniversiteye gelene kadar Kore diye bir ülkeden haberim bile yoktu (Coğrafyam hep kötüdür :D ) Ancak lisede kendi kendime Çince'ye merak salmışlığım var.Birileri Çince bilirsen çok para var dedi diye :D haha çocuk aklı da olsa ticari bir zekam var sanırım :) ama tabi vazgeçtik. Neyse efendim gel zaman git zaman Üniversite 2.sınıftayım. Farklı kültürlere,dillere her zaman ilgisi olmuş biriyim ama o sıralar Kore'den pek haberdar değilim daha çok Orta Asya ve Afrika ile ilgilenmekteydim. Çok sevgili ev arkadaşlarım odalara kapanmaya ,geceleri uyumayıp sabahlayarak dizi izlemeye başladılar. Dedim bu ne ya! Nedir bu boş şeyler! :D Dediler bir gel bak sen de bağlanacaksın :D evet "My Girl" dizisiyle başladım ama izlerken ilginç olan şey sokakta sürekli Korelilerle karşılaşmaya başladım.Ama tam olarak ilgim burda başlamadı...
Bir gün Eyüp Sultan'da yatan bir tanıdığımın kabrini ziyarete gidiyordum. Otobüse bindim boş gördüğüm yere oturdum ,yanımdaki belli turistti.Sonra bana Perre Lotti yi sordu.Güneş gözlüklerini çıkarıp Koreli olduğunu anlayınca baya şaşırmıştım :) İngilizce olarak anlaştık.Ben götürecektim zaten o tarafa gidecektim. Ben başladım Eyüp'ü tarihi yerleri anlatmaya,yol çok kalabalık diye koluna giriverdim kızcağızın :D tabii o zamanlar bilmiyoruz Korelilerin dokunmadığını hehe .
Bana dedi ki : Sen bana güven veriyorsun,ama Kore'de kimse senin gibi bir turiste yardımcı olmaz.Bizim insanımız güvensizlik üzerine yaşar,kimseye özellikle yabancılara güvenmezler ve biz böyle kol kola girmeyiz,tokalaşmayız da pek....ve bu tarz konuşmalardan sonra sana çay ısmarlamak istiyorum birlikte oturalım dedi ^^ Kore tarihini,kültürünü,dilini Türklerle ilişkilerini ve daha birçok şeyi konuştuk fotoğraflar çekindik.İslamiyet hakkında da o kadar çok sorusu vardı ki bazılarında yetersiz kaldım ve bu benim içimi çok acıttı açıkçası.Evli ve bir oğlu olan tatlı bir opera sanatçısıydı İtalya'da yaşıyordu maillerimizi aldık ama daha sonrasında kendisine ulaşamadım o da bana ulaşmadı...(Bir Koreli vefasızlığı değildi bu yanlış anlaşılmasın) Ben onunla 2 bardak çay içip İstanbul'da gezebileceği yerleri tarif ettikten sonra ziyaretimi yaptım ve artık geri dönerken yolda bir teyze bana çikolata ikram ederken kafama dank etti :D "O gün oruçtum ve unutup bir güzel çay içmiştim Koreli arkadaşla" :D bu da Rabbimin ikramı deyip gülümseyerek döndüm.Eminönüne giderken birdaha karşılaştık otobüste ve yine sohbet ettik. İşte ben o gün bu kızla tanıştıktan sonra Korece öğrenmeye karar verdim.Çünkü o gün belki başkalarına garip gelecek belki aman çok saçma denecek bir şey oldu. Yıllar önce gördüğüm bir rüyayı hatırlayıverdim o gün. O rüyada Kore gibi bir ülkedeydim ve yorum yapamayacağım karmaşık ama anlamlı bir rüyaydı.Şimdi hatırlıyor olmamın sebebi olabilir mi diye düşünmüştüm o gün! Ve zamanla dizileri izlemek yerine tarihi araştırmaya,kültürlerini incelemeye başladım.Her zaman derinden hissettiğim bir şey varsa onu yapmayı doğru bulmuş biriyimdir ve Korece öğrenme konusunda bu his öyle güçlüydü ki. Bu dili öğrenirsem sanki ilerde başka yollar anlamlı bir amaç biçilmişti bana...İşte bu hisle başladım Koreceye. Üniversitede derslerim çok yoğunken bıraksam mı diye düşündüğümde ailemin desteğiyle sonuna kadar devam ettim....Devam etmekteyim....Final zamanları 2 saat daha az uyuyup Korece çalıştığım zamanlar çok mutlu oluyordum.Evet yoruluyordum ama zevk de alıyordum. Dili öğrendikçe dilin içindeki kültür yansımasını görmek , o karmaşıklıkları bir bulmaca gibi çözmek bazense yapboz paralarını birleştirmek gibiydi gramer çalışmak... :) İngilizce bilmeme rağmen hiç böyle sevmemiştim..Korece benim dönüm noktam oldu bu hayatta...İlk göz ağrım değildi ama tek göz ağrımdı belki de.. Bir arkadaşımın şikayeti vardı benden : "Kızım ikinci dili birinci dilini geçen ilk insan sensin galiba" :D diyerek İngilizcemi geçen Korecemden şikayetçiydi.
Benim Korece ,Kore ilgim çok uzun bir hikaye...Kısaltmak istiyorum aslında ama her durumda özele iniyoruz biraz :) Genel konuşamıyorum sanırım. Bu kadar uzun bir yazı yazmayı düşünmüyordum aslında kusura bakmayın :D Haydi biraz kısaltalım...
Gel zaman git zaman Üniversite 4.sınıf herkes KPSS'ye hazırlanırken ben Uluslararası Öğrenci Kulübü kurucularından oldum üniversitede.Korea-fans'ın Marmara Üniversitesi temsilciliği de o zaman başladı ve öğrendiklerimi öğretmeye başladığım ilk Korece derslerimi vermeye başladığım yıldı.
Beni çok iyi tanıyan ablam gibi bir üniversite hocamın şu sözlerini hiç unutmam: "Merve ; sen kulüp işleriyle,uluslararası olan herhangi bir şeyle uğraştığında gözlerinin nasıl parladığını ve hiç yorulmuş görünmediğini biliyor musun? Fen okudun ben de hocan olarak ; alanında başarılı olsan da sen bu işi daha büyük bir hazla yapıyorsun,bu yolda ilerle..." Hocamın sözleri mezun olduktan sonra 2 yıl Fen öğretmenliği yapıp bırakmaya karar verdiğimde söylenmiş sözlerdi :)
Ben zaten son sınıfta karar vermiştim; okul öğretmenliği ve eğitim sistemi bana göre değil.İdealistliğimi 2 yıl sonra kaybedip ben de sistemin kötü hocalarından olacağım diyerek belli müddet görevimi yaptıktan sonra tamamen Kore'ye yönelik çalışmaya karar vermiştim..Ve hayatım bu şekilde de ilerledi.
Burda size şunu söyleyebilirim: "Kore'ye veya başka bir ülkeye yada herhangi bir şeye ilginiz varsa bu diziyle başlasın başka şeyle önemli değil! Önemli olan onu nasıl ilerlettiğiniz,adımlarınızı hangi hedef ve gayretle nasıl aldığınızdır.Bu bilinçte olduğunuz sürece yapamayacağınız şey yok! İnsanların yönlendirmelerini dikkate alın,yargılamalarını da ama dikkate aldıklarınızı sıkıntıya dönüştürmeyin kendiniz için.Neyi neden sevdiğinizin cevabını kendinize iyi bir şekilde verebilmeniz önemlidir.Başkalarına cevabı vermeseniz bile bu gereklidir. 4 yılı aşkın süredir Korelilerle Kore sever Türklerle sürekli iletişim halinde olmuş biri olarak bazı durumlara çok üzülsem de hayallerinizin peşinden gidin ama hayallerinizi iyi amaçlara araş yapın! "
Şimdi gelelim Kore'ye neden gittim? sorusunun cevabına :
4 yılı aşkın süredir Kore kültürü,tarihi ile ilgilenip Korece Öğretmenliği yapan ,Kore ile ilgili şirketlerde de çalışmış biri olarak; bana sürekli yöneltilen o sorunun da etkisiyle ( Bunca Kore ile ilgili iş yapıyorsunuz,Korece öğretiyorsunuz ama daha hiç gitmediyseniz nasıl bu kadar biliyorsunuz imasıyla...) imkanları zorlayarak da olsa artık gitmeli diye düşündüm.
Kore'ye giden birçok arkadaşım ve öğrencilerim vardı. Her gidenden farklı farklı yorumlar almak beni aydınlatmıyordu.Gidip kendim görmeliyim dedim.Araştırdığım gibi bir ülke mi kendim keşfetmeliyim.
3 yıl boyunca Korece öğretmenliği yaparken en çok özen gösterdiğim şey ; öğrencilerime veya soru soran kişilere objektif ve doğru cevapları verebilmekti. Bu yüzden Kore hakkında çok araştırma yaptım,gitmesem bile sokaklarını dahi bilecek kadar. Sürekli Korelilerle konuştuğumdan kültürlerini de biliyordum ama tabii bilmediklerim olacaktı.O ülkeye gitmekle burdan araştırmak aynı şey olamazdı. Bu sebeple bir turist gibi değil bir araştırmacı gibi gittim Kore'ye...
Aralık sonu-Ocak ortası'nı kapsayan bu gezim için 15 sayfalık bir plan yazdım :D ve keşfe hazırdım...
Bir sonraki yazımızda gezi notları ve bilgilendirmelerle geleceğim :) Umarım bu yazıyı da beğenmişsinizdir.
Saygı ve sevgilerimle
Fatma Merve ÖNER (Anber Arnika) 20.02.2015
Türkiye'de veya Kore'de katıldığım tüm etkinlik ve sempozyumlar ile işim gereği sürekli görüştüğüm Korelilerle yaşadıklarım ve Kore'ye dair tüm tecrübelerimi,izlenimlerimi aktardığım dünyama Hoşgeldiniz ^_^ Bu blog aynı zamanda facebook sayfası "Türkiye'de Kore'yi Yaşamak" ın diğer bir paylaşım alanıdır.
Kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Şubat 2015 Cuma
Güney Kore Keşfi 1.Kısım: " Neden Kore'ye Gidiyorum?"
Etiketler:
araştırmak,
dil,
dizi,
drama,
gezi,
güney kore,
Kore,
kpop,
kültür,
öğrenmek,
tarih,
uluslararası
23 Haziran 2012 Cumartesi
Bir Koreli ile Bir Günlük İstanbul...
Güney Kore’de okuyan biricik
kardeşim Betül'ün arkadaşı Yeseung ile
güzel bir İstanbul turunu konuk edeceğim bugün sayfalarıma (^.^)
Yeseung kendi için hazırladığı ülke
turlarında İstanbul’a 2 gün vermiş :D ve bu 2 günde nereleri gezebileceği
konusunda gerçekten yardımcı olmak da çok zor olacağa benziyordu.Betül’ün aracı
olmasıyla facebooktan konuşmaya başladık ve ona bu 2 günlük İstanbul turunda
yarım yamalak Korecemle yardım etmeye razıydım :) Öncelikle nerelere gitmek istediğini sordum ardından birlikte 2 günlük bir gezi
planı yaptık.Birkaç gün önceden internetten gezeceğimiz yerler hakkında biraz
daha ayrıntı araştırma yaptım.Dün geceden çantama Korece sözlüklerimi,Korece
İstanbul rehberini ve İstanbul haritamı koydum.Kıyafetlerimi ayarladım ve daha
önceki günlerden kalan yorgunluğumu atamamış halde gecenin geç saatinde uykuya
doğru yol aldım.
Ve günlerden Perşembe sabah saat
07.00 uyanır uyanmaz yüzümü bile yıkamadan facebooka baktım Yeseung İstanbul’a
varmıştı .Saat 09.00 da beni Sultanahmet’e bekliyordu.Öyle planlamıştık ama
sevgili İstanbul trafiğimiz sayesinde böyle gerçekleşemeyecekti ve 10.00 olacaktı. Eminönüne varır varmaz
Yeseung’ın gezisi için olmazsa olmaz İstanbul kartı aldım ve koştur koştur tramvaya
bindim.Evet! Sultanahmet’e vardım.Bu esnada facebooktan sürekli haberleşiyorduk
çünkü telefon sorunumuz vardı .Önce Ayasofya’ya gidip yeni mezun olan biri
olarak son öğrencilik hakkımı kullandım,müze kartı aldım :) Sonra da Yeseung ‘la
sözleştiğimiz yerde buluştuk.Hahaha bana “beni tanıyabilecek misin? Ben senin
yüzünü bilemeyebilirim.”demişti.Problem yoktu çünkü ben onu görür görmez
tanıdım :D veeeee o meşhur karşılama: “Yeseunga!!!Annyeonghaseyo!!!(안녕하세요!)” gelen karşılık: “O!! Merıbe(메르베)(Merve) :D
“ Yeseung’a İstanbul kartını ve
rehberini verdim,kendi elime de sözlüğümü ve haritamızı aldım:) ilk durağımız
Ayasofya!!! Kuyrukta beklerken biraz birbirimizi tanıyoruz,kaç kardeşiz,nerde
ne okuyoruz,ailemiz nerde,biz kaç yaşındayız…Öğreniyorum ki ben Yeseung’ın
Unnie (언니) (Abla) si oluyorum :D
hahaha…Ayasofya her zaman kalabalıktır ama bugün bir ayrı kalabalıktı ama
şansımıza hava çok sıcak değildi bugün. Gün boyu rüzgar estikçe biz birbirimize
“ ohh!serin serin! “dedik.Ayasofya gezimizde Yeseung’da dikkatimi çeken
şeyse.İslamiyetle ilgili olanlar hakkında daha fazla soru soruyor
olmasıydı.Müezzin nerede duruyor?,İmam nerede duruyor?,Günde 5 kez namaz
kılınıyor değil mi?,Minber de ne oluyor?...Önce diğerlerini zaten biliyor diye düşündürecek bu soruların
cevabını biliyordum.Önceden Betül’den öğrenmiştim.Yeseung , Katar bursu
kazanmıştı ve İslamiyet’e karşı aşırı bir ilgisi var,araştırıyor ve Arapça
öğreniyordu :) Tam İmam’ın durduğu kısımdaydık ve namazdan
söz ediyorduk.O an Yeseung beni
hayatımda ilk kez tecrübe ettiğim bir soruyla baş başa bıraktı :”Namaz
vakti ne zaman? Sen Müslümansın ben Müslüman değilim.Ama ben namaz kılmak
istiyorum. Kılabilir miyim? Sultanahmet camiine girebilir miyim?” O an ne
diyeceğimi şaşırdım.Evet ! Camiye girebilirdi,ama namaz kılmak?! Ben o esnada
bir şey söylemeyip öyle dalınca Korece olarak anlamadığımı düşündü ve İngilizce
tekrar etti söylediklerini.Benim zorla ağzımdan çıkan kelime ise: “Bilmem ki?”
Sonra Yeseung yapacağını yaptı.Hüzünle karışık bir gülümsemeyle baktı ve
çantasından bir başıörtü çıkardı. Sırf burada namaz kılmak istediği için bunu
yanında getirdiğini söyledi ve birlikte namaz kılıp kılamayacağımızı sordu. Ben
bu insana hayır diyemezdim.Ondaki o istek belki de güzel şeylere vesile
olacaktı.Ve ona :”O halde istiyorsan birlikte kılarız”dedim.Ayasofya’dan sonra meşhur
Sultanahmet Köftecisine gittik ve afiyetle yemeğimizi yedik,ardından Yerebatan
Sarnıcı’na gittik.Orda Koreli bir grup vardı arada onlara takıldık ki Yeseung
bu sayede benim anlatabildiğimden daha çok şey öğrenebilsin diye :D Sonrasında
; Arasta Bazaar’a gittik ordayken ezan okunmaya başladı o sırada bir
mağzadaydık ve Yeseung ezanı duyar duymaz :” Namaz! Namaza gitmeliyiz değil mi?
“dedi.O esnada esnaf bize bir şeyler satmakla meşgulken hayırlı işler
çıkmalıyız dedim.Neden dedi namaz kılacağız dedim. “O da mı ?” diye sordu.Evet
dedimJ
Koştur koştur gittik ama koşarken aklımda cemaatle namaz kılınırken yabancıları
camiye almadıkları geldi.Ve haklı çıktım.Durumu Yeseung’a anlattım elinde
başıörtüsü üzgün üzgün :”Peki sonra giremeyecek miyiz?Nasıl olacak?” diye
sordu.O an hala bilmiyorum ama yanlış bir şey yapmış da olabilirim :( Görevliye benimle
girip giremeyeceğini sordum,namaz kılacaksanız ve o bir köşede oturacaksa
olabilir dedi.Ve biz Yeseung’ın gözlerindeki ışıltı ile içeri girdik.Vakit öğle
vakti …Yanımda durdu.Ona önce 4 rekat kılacağımızı söyledim.İslamiyetle
ilgileniyordu ama namazın nasıl kılındığını bilmiyordu.Zaten bize bakarak
yapacaktı .İlk 4 rekat sünneti o kendi bildiği gibi yaptı.Cemaatle kıldığımız
farzda ise bizi taklit etti.Namaz bittikten sonra okunan sureleri sonuna kadar
dinledi.Ve söylemeliyim ki namaz duası ederken öyle bir ağlama geldi ki..Ancak
umarım gerçekten çok yanlış bir şey yapmamışımdır.Herkes namazını bitirince
fotoğraf çekmeye başladı .Çıktığımızda çok mutluydu.Sürekli teşekkür etti.
Ardından tramvaya binip Beyazıt’a “Kapalı Çarşı” ya gittik.Yeseung, tüm kapalı
çarşı gezimizden şöyle bir sonuca vardı: Halı,takı,camlar ve gümüş eşyalar ,el
sanatları(çini),çaylar…:) Ordan Mahmutpaşa’nın o kalabalık sokaklarından yürüyerek önce Mısır Çarşısı
sonra Eminönü’ne gittik.Mısır Çarşı’sında amacımız Türk lokumu almaktı.Uğradığımız
ilk yerde müthiş bir karşılama vardı.Daha ağzımızı açmadan elimize lokumlar
tutuşturuldu.Yılardır giderim Mısır Çarşı’sına böyle bir şey görmedim.İŞTE!!
Bir turistle gezmenin yararları burada görülüyor:D:D:D O kadar ok lokum ikram
ettiler ki artık almalıydık:D Yeseung hala düşünürken satış yapan abi:”Kız bak
sen çok uyanık görünüyorsun “ dedi. Sonra da “Yoksa Kayserili misin ?” dedi.
Vee Yeseung bana sürekli ne dediğini soruyordu .Ama elbette bunların Korece’de
karşılığı yoktu gel de anlat.Ahh abi :D:D uyanıklığı anlatabildim ama
Kayserili’yi asla!! Aman nasılsa aynı kapıya çıkıyordu :):) Lokumları koyarken başladılar
bana soru sormaya:”Sen Kore’de mi yaşıyorsun? Nerden tanışıyorsunuz? Nasıl
buluştunuz?” …Biran önce kaçmalıydıııııkkkk…..O.o Sonra çaylara baktık ama çok
pahalılardı,almadık. Haha çaylara bakarken ben hep Yeseung ile Korece konuşuyordum,fiyatlarını
söylüyordum,ne işe yaradıklarını anlatıyordum .Satıcı başladı benle İngilizce
konuşmaya :D:D Etrafıma bakıyorum,donuk donuk bakıyorum kafam sonradan dank
etti:D:D “BEN TÜRKÜM!!:D:D” dedim.”Öylemiiii! Ya niye söylemiyorsun ?”dedi.Anlamadım
ki uzaktan Koreli gibi mi duruyordum.Mısır Çarşısından Eminönü’ne geçtik ,amacımız
Türk Kahvesi ve Kahramanmaraş Dondurmasına biran önce ulaşmaktı…Ama Eminönün’de
değil de Taksim’de bunu yapmak gerekiyordu ve biz de Galata Köprüsünde balık
kokusu ve rüzgar ile Karaköy’e saldık kendimizi.O kadar yorulmuştum ki,Yeseung
da tık yoktu :D ama ben fena durumdaydım o yüzden yürüyerek çıkmaktan
vazgeçtik.İstiklal’deki kiliseye de girdik .Dinlenmek için gibi oldu sonradan
:D sadece girdik oturduk ve çıktık :) Yeseung birkaç çay almak istiyordu özellikle elma çayı ama kapalı çarşıda
pahalı olduğundan başka yere götürdüm onu 14 lira olan çayları 12 ye indirttim
ve ona 12 lira vermesini söylediğimde “NEDEN?!” diye sordu.Pazarlık Korelilerin
pek alışık olmadığı bir durum :) Türk kahvesini iyi yapan yere ulaşalım diye İstiklal’de yürürken bir baklavacı
gördüm.Yeseung’a baklavayı anlatırken dedim gel bir bakalım.İçeride Türk
tatlıları vs de vardı.Baklava alması
zordu çünkü uzun bir yolculuğa çıkacaktı ve para da çok harcamak
istemiyordu.Ordakilere rica ettim.Bir tane tadımlık verebilirler mi
diye.İkimize de ikişer tane tadımlık verdiler.Ama öyle bir tadımlıktı ki
anlatamam.Tadı hala damağımda.Yedikten sonra Yeseung cüzdanını çıkardı :) “Ne yapıyorsun?
Yeseung bu ikram,hediye!” dedim.Yeseung’ın tepki yine belli :”Neden? Nasıl?”
Çooook teşekkür ederek ordan çıktık veeeeeee artık Türk kahvesi içmeli
kendimize gelmeliydik.Muhteşem bir Türk kahvesi içtik.Uzunca dinlendik.Ama
yasak olmasına rağmen orda sigara içenlere sinir olduk O.o Orda bir karar aldık:
Yeseung akşam Galata Kulesine çıkmak istiyordu ve akşam saat 21.00 da
oluyordu.Bu da daha 3 saat var demekti.Benim Korece hocam ile görüştükten sonra
ayrılacaktık.Yarın da o yalnız takılacak ve akşam 19.00 da Avrupa’ya uçacaktı. Kahvemizi
içerken bana Kore’den getirdiği hediyeleri verdi :) Kore çayı maskesi ve vücut sabunu …Kore’nin kozmetik ürünleri meşhur!!Malum güzellik takıntıları var azcık :) ve benim meşhur defterime güzel hatıralar yazdı (^.^). Çıkıp Shim hocaya gittik,Kim hocam da ordaydı.Güzel bir sohbetten sonra ben
dersimi ekmiş olarak Yeseung’la çıktım.Ben namaza gidecektim o da artık yalnız
gezecekti .Ayrılırken sıkıca sarıldık birbirimize…Tekrar geldiğimde yine
seninle gezmek istiyorum dedi…:) Benim için çok güzel bir tecrübe oldu.Gerçekten çok yoruldum ama çok
memnundum…Yüzüm uzun süre bu tecrübe ile gülümseyecek.Seni tanıdığım için çok
mutluyum Yeseung :):) Umuyorum Ramazan’da buraya geldiğinde ben de burada olurum sevgili arkadaşım …
Saranghae 사랑해!! ^^
2012년 6월 21일 (21 Haziran 2012)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

